HİRA.forumotion.com
Sitemizden daha iyi yararlanmak için lütfen üye olunuz veya giriş yapınız!
HİRA.forumotion.com

İslam ümmetinin direniş adresi.
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» iftira: Ömer Bin Hattabın katili Ebu lulue'nin mezarı türbe haline getirildi
Paz Ağus. 22, 2010 8:46 am tarafından Elmeddin

» imam musa kazımın şehadeti
Çarş. Tem. 07, 2010 3:58 pm tarafından kevseri_resul_76_

» hayırlı cumalar
Cuma Haz. 18, 2010 2:34 pm tarafından kevseri_resul_76_

» şiaya göre nübüvvet
Cuma Haz. 11, 2010 8:54 am tarafından Admin

» SİTEMİZE YENİ LOGO ÖNERİM!
Perş. Haz. 10, 2010 6:10 pm tarafından kevseri_resul_76_

» DİNƏ MEYLİN SƏBƏB VƏ MOTİVLƏRİ
Perş. Haz. 10, 2010 10:37 am tarafından Admin

» Din haqqında ümumi anlayış.
Perş. Haz. 10, 2010 10:33 am tarafından Admin

» Selamünaleyküm
Perş. Haz. 10, 2010 10:27 am tarafından Admin

» BAZI KİTAPLAR...
Çarş. Haz. 09, 2010 8:38 pm tarafından kevseri_resul_76_

» ALİMLERİMİZ
Çarş. Haz. 09, 2010 8:23 pm tarafından kevseri_resul_76_

En iyi yollayıcılar
Admin (131)
 
kevseri_resul_76_ (110)
 
Hasan_AGA (54)
 
gulistan_2 (52)
 
Elmeddin (37)
 
fizilalilfatıma (29)
 
abdullah (19)
 
meshedi313 (16)
 
Şehadet (11)
 
Ahir-zaman (10)
 

Paylaş | 
 

 bir demet gül

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
kevseri_resul_76_
Moderatör
Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 110
Puanlarınız : 321
Teşekkür eildi : 17
Kayıt tarihi : 02/02/10

MesajKonu: bir demet gül   Ptsi Şub. 08, 2010 2:30 pm


Yazar

Üstad Seyyid Kemal Fakih İmani







بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ





(يا أيُّها الَّذِينَ آمَنُوا اَطيعُوا الله وأطيعوا الرَّسولُ وَاُولي الاْمرِ مِنْكُمْ)

سورة النساء 4 ـ الاية 59

“Ey iman edenler, Allah’a, resule ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.”

(Nisa/59)











Yazar, bu kitapta yer alan hadisleri yukarıdaki ayet-i kerime’ye istinat ederek bir araya toplamıştır.
















Çeviren’in Notu




Tüm ümmet Resulullah’tan sonra Hz. Ali ve diğer Ehl-i Beyt imamlarına tabi olmakla yükümlüdür. Nite­kim Resulullah da “Ali’nin şiası kurtulanların ta kendi­leridir.” diye buyurmuştur. Ayrıca Allah-u Teala da şura suresinin 23. ayetinde Resulullah’ın adına;

“(De ki) sizden tebliğime karşılık bir ücret is­temiyorum, istediğim ancak yakınlara sevgidir.” diye buyurmuştur. Yani Resulullah 23 yıllık boyunca çektiği zahmet ve çabalara karşılık sadece Ehl-i Beyt’ini sevmeyi istemektedir. Dolayısıyla Ehl-i Beyt’i sevmek bir meslek değil, dini bir görevdir.

Resulullah Gadir-i Hum’da ise şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar sizin aranızda iki paha biçilmez şey bırakı­yorum. Bu iki paha biçilmez şey Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’imdir.”

Bütün bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki Resulullah’dan sonra Ehl-i Beyt’i sevmek ve Kur’an’ın gerçek müfes­sirleri olan bu nurlu insanlara tabi olmak dini bir yü­kümlülüktür.

Dolayısıyla bazılarının, “Ehl-i Beyt’i sevmek bir meslek­tir. Herkes bir mesleği seçebilir. Şia özellikle Ehl-i Beyt’i sev­meyi meslek edinmiştir. Ehl-i Sünnet ile aynı bir mesleği seçmiş­tir.” demesi doğru bir düşünce değildir. Her müslüman Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’ini sevmek zorundadır. Resulullah risaleti karşılığında bizlerden sadece bunu istemiştir. Hz. Ali’yi sevmeyen bir insana Muaviye ve Yezid’i sevmek kalır. Zira her ikisini sevdiğini iddia et­mek, nur ile zulmeti sevmek gibi saçma bir iddiadır. Bu hem şer’i, hem de akli açıdan doğru bir inanç değildir.

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt kelimesi üç yerde kullanılmıştır.

1-Hz. Musa (a.s)’ın kıssasında...

Hz. Musa (a.s) bebek iken Allah’ın emri üzere annesi tarafından bir sandık içerisine bırakılıp Nil nehrine atılmış ve Firavun ailesi tarafından Kur’an’ın ifadesiyle kendilerine bir düşman ve üzüntü kaynağı olsun diye sudan alınmıştı. Bu küçük çocuk hiç bir kadının sütünü emmeyince Firavun ailesi şaşırıp kalmışlardı. O sırada Hz. Musa (a.s)’ın kız kardeşi gelerek onlara: “...Ben si­zin adınıza onun bakımını üstlenecek ve onun hayrını isteyecek bir Ehl-i Beyt’i (ev halkını) size tanıtayım mı?” demişti.”

Bunun üzerine çocuk annesine iade edilmişti. Bunu Kur’an-ı Kerim şöyle açıklıyor:

“Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek oldu­ğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.”[1] Bu ayet-i kerime’de, Hz. Musa (a.s)’ın kızkardeşinin, Ehl-i Beyt tabirinden neyi kasdettiğine açıklık getirecek herhangi bir açıklama yoktur. Acaba söz konusu beyt (ev) ile bir yakınlığı olan bütün şahıs­ları mı, yoksa bazılarını mı, veya yalnızca soy yakınlığı olanları mı, yoksa hem soy yakınlığını hem de evlenme yoluyla meydana gelen yakınlığı içeren bir anlamı mı, veya bunlar ile birlikte “vela” (kölelik) ve terbiye yö­nünden bu evle ilgisi olan şahısları mı veya bütün bun­lardan daha geniş bir anlamı mı kasdetmiştir bu belli değildir.

Ayrıca burada görüldüğü gibi zaten “Ehl-i Beyt” ke­limesi Arapça metinde harf-i tarif olan “elif-lam” takısı olmaksızın, nekire (belirsiz) olarak zikr olunmuştur.

2-Hz. İbrahim (a.s)’ın kıssasında...

Melekler Hz. İbrahim’in hanımına Hz. İshak ve on­dan sonra da Hz. Yakub’un müjdesini verince şaşır­mıştı. Melekler de ona şöyle demişlerdi: “Allah'ın rahmeti ve bereketleri siz Ehl-i Beyt’in (ev halkı­nın) üzerine olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşar­sın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir”[2]

Bu ayet Hz. İbrahim’in zevcesinin de onun Ehl-i Beyt’inden olduğunu bildirmektedir. Çünkü ayette biz­zat ona hitap edilmiştir. Elbette bu, “Ehl-i Beyt” keli­mesinin her yerde hatta maksadı belirtecek herhangi bir alametin bulunmadığı, yani mutlak olarak kullanıldığı yerlerde de zevce kelimesini kapsadığına delil teşkil edemez.

3-Tathir ayeti

“Ey Ehl-i Beyt! Allah ancak sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” [3]

Şüphe yok ki Peygamber (s.a.v) Kur’an-ı Kerim’in anlamını, işaret ve maksadını herkesten daha iyi bil­mektedir. Açıklama ve beyana ihtiyaç duyulan bu tür ayetler karşısında da Peygamber (s.a.v) yegane merci ve sığınak konumundadır.

Peygamber (s.a.v) aylarca ve özellikle de vefatı yak­laştığı sıralarda tathir ayetinde geçen Ehl-i Beyt’ten maksadın, Ashab-ı Kisa (yani Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) olduğunu ve bu ayet gereğince onların günahlardan uzak olduklarını açıklayıp önemle vurgu yapmıştır.. Gerçekten mezkur ayette geçen Ehl-i Beyt’ten[4] maksadın Ashab-ı Kisa olduğuna dair bir çok hadis vardır. Bu hadisler Ehl-i Sünnet kitaplarında da mütevatirdir. Allame Tabatabai’nin de dediği gibi bu hususta yetmişten fazla hadis nakledilmiştir. Hatta bu konuda Ehl-i Sünnet kaynaklarından nakledilen hadis­ler Şia yoluyla nakledilen hadislerden çok daha fazladır.

Bu hadisleri Ehl-i Sünnet alimleri; Ümmü Seleme, Ayşe, Ebu Said-i Hudri, Saad b. Vakkas, Vaile b. Eska, Ebul Hemra, İbn-i Abbas, Peygamber’in kölesi Sevban, Abdullah b. Cafer, Hz. Ali ve Hz. İmam Hasan’dan kırka yakın yolla nakletmişlerdir.

Peygamber (s.a.v)’in mübarek ömrünün son ayla­rında namaza gittiği her vakit Hz. Fatıma (a.s)’ın kapı­sına gelerek, “Ey Ehl-i Beyt, namaza!” diye seslenmesi ve ardından tathir ayetini okuması da konuya apaçık bir örnek teşkil etmektedir.

Elbette Ehl-i Beyt’i sevmek hususunda kusur etme­memiz gerektiği gibi, aşırı da gitmemeliyiz. Nitekim Peygamber (s.a.v) Ehl-i Beyt’ine aşırı sevgi gösterilme­sini de yasaklamış ve Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyur­muştur: “Senin hususunda iki grup helak olacaktır: “Seni sevmekte aşırı gidenler ve sana buğz edip düş­manlık besleyenler.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Ey Ali seninle İsa ara­sında bir benzerlik vardır, Yahudiler ona düşman kesil­diler, hatta annesine bile iftirada bulundular. Hıristiyanlar ise onu hakkı olmayan makama ulaştıracak kadar sevdiler.[5]

Dolayısıyla Kur’an ve sünnet esasınca Ehl-i Beyt’i sevmeli ve bu hususta ne ifrata, ne de tefrite düşmeme­liyiz.

Peygamber (s.a.v), Ehl-i Beyt’in ilk imamı olan Hz. Ali (a.s)’ın hakkında şu veciz ve ebedi ifadeyi kullan­mıştır: “Ey Ali sen hem dünyada efendi ve büyüksün hem de ahirette... Seni seven beni sevmiştir, sana buğz eden de bana buğz etmiştir. Senin dostun Allah’ın dostudur. Allah senin gazabınla gazab eder. Sana buğz edene eyvahlar olsun.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Ali’nin muhabbeti iman, buğzu ise nifaktır.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in sevgisi ile ölürse şehit olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in muhabbeti ile ölürse bağışlanmış olarak ölmüştür. Biliniz ki Ehl-i Beyt’in sevgisi ile ölürse, tövbe etmiş olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in muhabbeti ile ölürse imanı kamil bir mü­min olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Al-i Muhammed’in muhabbeti ile ölürse ölüm meleği onu cennet ile müjdeler.”[6]

Şafii de Ehl-i Beyt sevgisi ile şu ebedi şiiri söylemiş­tir:

“Ey Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i, sizi sevmek

Allah tarafından Kur’an’da farz kılınmıştır

Size bu kadar büyüklük ve fazilet yeter ki

Size salavat göndermeyenin namazı batıldır.”

Ferazdak adlı meşhur şair de “Mimiyye” kasidesinde şöyle diyor:

“Öyle bir topluluk ki onları sevmek iman onlara düşmanlık ise küfürdür.

Onlara yaklaşmak da kurtuluş vesilesidir

Eğer takva ehlini sayarlarsa onlardır önderleri

Eğer “Yeryüzünün en hayırlıları kimdir?” denirse

Onlardır (Ehl-i Beyt’tir) diye cevap verilir.”

Bütün bunlardan da anlaşıldığı üzere Ehl-i Beyt’i sevmek, hakikatte Peygamber’i sevmektir ve Peygam­ber’i sevmek de hakikatte Allah’ı sevmektir. Allah bizler Kur’an ve Ehl-i Beyt yolundan ayırmasın ve onların sevgisi üzere kılsın.

Kadri ÇELİK

alıntıdır.....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
bir demet gül
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HİRA.forumotion.com :: HADİS :: HADİS KİTAPLARI-
Buraya geçin: